Monkeyfiction

Fazlasıyla kişisel bir durum...

0 notes

İkinci hayat mı olur lan

Hayat çok zor be. Yemekhanede karnın acıktığında yemek seçmek, bardayken içki seçmek, haytına alacağın insanı seçmek, devlet büyüğüsün diyelim savaşıp , barışmayı seçmek, ev hanımıysan akşam ne yemek yapacağını seçmek, seçmekde seçmek. Bana göre hepsi aynı sayılır. Hayat seçim meselesi arkadaş. Fakt nasıl bi ironidir ki ne hayata gelmesini nede gitmesini seçebiliyoruz, almasını ve vermesini seçebiliyoruz ama arada kalan sıkıcı şeyleri seçmeye çalışıyoruz anca. Aslında sıkıcı değil be ben çok eğleniyorum. Eğlenmesine eğleniyorum da bu lanet hayat bittiğinde hani ölünce melekler sevabını günahını tartacaklar ona göre cennet yada cehennem yolları taştan heh işte o sırada onu tartan memura ” pardon zaten yolun sonuna geldik, ufak bi ricam olucak acaba ne kadar eğlenmişim ne kadar üzülmüşüm onu da tartarmısınız” diye sormak istiyorum. Nereye gidiceksem içim rahat gidiyim. Eğer eğlence fazla çıkarsa o saatten sonrabana benden iyi ölü olmaz cennette, cehennemde koymaz . Fakat üzüntülerim daha fazla çıkarsa o zaman işler değişir. Hemen genel müdürün odasına çıkarım, üstümü başımı düzeltir içeri girerim ve ” Durum böyle böyle” derim tartı mevzusunu açarım uygun bi dille, “nolur ikinci bi şans verin” diye derdimi dile getiririm, zaten üzülmüşüm bi sürü hayatım boyunca, acır belki müdürüm. Belkisini geçelim şimdi oldu da “tabi emrecim sen kafanın dikine de gitsen, haşarılığın da olsa hep sevdim seni hadi git dünyaya geri” dese müdürüm. Şimdi diyeceksinizki bu mutlu olma isteğiyle olsa olsa bundan hipi olur ikinci hayatında dalgasına bakar. Yok efendim reenkarne diye bi olay var ve ben teyze olurdum. Evet teyze. Çünkü asıl hipi onlar, asıl punk onlar. Ne sevgili dertleri var, ne cinsellik dertleri var, ne geçim dertleri var, ne iş güç sorumlulukları var. Her ne kadar bu ilk hayatımda onlardan nefret etsemde içten içe o nezih hayatlarını kıskanıyorum sanırım. Hayatları süper lan. Otobüse bi biniyosun tak yerin hazır, olmasada zorla oturuyosun kimse gıkını çıkarmıo bırak çıkarmayı seni haklı buluyolar ! Birini sevmedin mi ağzına geleni söyle rahatla, yok sevdin mi al onu yedir içir oyna en temiz saf mutlulukları onunla yaşa ! Fakat ne yobaz nede kokoş bi teyze olurum. Arası bişey gibi, datrh vedar gibi yani bi tanısan kral adam ama tipine, yaptıklarına bi bakıyosun orspu çocuu ve güç onda. Tabi teyzelerin ışın kılıcı yok, olsa ot bitmez dünyada. Neyse konuyu fazla dağıtmayalım. “Oh be teyze oldum ikinci yaşamımda” derdim. İkili ilişkiler yok, masturbasyon yok, dert yok tasa yok! sadece anında tepkilerine göre seni sevecek yada sevmiyecek insanlar var. Hemen iki, üç tane genci alır etrafıma süpersonik anılarımı anlatır, onların soğuk soğuk, robotumsu tepkilerini gördükçe sevinirdim. Eminim arkadaş ortamlarında benden heyecanla bahsedip anlatmaya doyamıyacaklardı ve bunu düşünen ben mutlu olacaktım. İşte teyze egosu bu en saf, en temiz, en doğru.

Not: Bu ilk hikayem ve devamı gelecek. İmla hatalarını eleştiriler oldukça düzeltmeye çalışıcam…

0 notes

tarışMA

-noluyo ? bunu hallettik sanıyodum daha önce !
+seni dinlemiycem bidaha
-saçmalama
+öff, yine aynı şeyi yaptık fakındamısın
-bu senin de kararındı
+bi daha ki sefere seni dinlemiycem durmadan bunu söylemekten nefret ediyorum, tam “tamam işte bu” diyorum ama sen sürekli bişeyler fısıldayıp beynimi yiyosun. Lütfen artık hangimizin doğru olduğunu karıştırıyorum buda ortaya saçma bi benlik çıkartıyo bu yüzden soruyorum sana seni tatmin edip susturabilmek için ne yapmam gerekiyor ?
-……….
+susucakmısın her defasında ?
-biliyosun bunun cevabını hiçbir zaman bulamayacağız.
+nasıl mutlu olucaz peki ?
-mutluluktan kastın iki kız becerip sigara içmek mi? hani yeni bıraktığın.
+eleştirmekten bıkmadın mı sen ? biliyosun 5 dakikalık bi zevk uğruna yaptıklarını, tabii ki onu kastetmiyorum, ama bu yanlızlıkla nasıl başa çıkıcaz ?
-ben senin yanındayım.
+aman ne demezsin, hem soruma cevap ver allah aşkına
-hiç bi zaman mutlu olamıycaksın kabullen artık bunu
+böyle olmaması gerekiyo bir yerde yanlış yapıyoruz.
-benim içim gayet rahat sonuçta özgürlük isteyen sen değilmisin ?
+evet ama beni vicdanımla neden yalnız bırakıyosun her defasında ?
-o zaman nasıl içim rahat olabilir? çok düşünüyosuun hayat o kadar komplike diğil !
+sen ne anlarsın hayatttan için gücün duyarsız davranıp insanları üzmek
-üzmek mi? lütfen ben olmadan nasıl eğlenicek insanlar ? seninle mi ? git işine
+haklısın galiba bu konuşma bitmediği sürece hiç bir zaman mutlu olamıycam
-yanlışın var, bu konuşmayı yapan iki varlık olduğu sürece mutlu olamıyacaksın ki ikimizin samimiyetine bakılırsa sanırım imkansız…

0 notes

hayal meyal

Akbilimde 2,85 kuruş kalmıştı. Otobüsün ortalarına doğru ilerledim. Körüklü bir otobüstü ve körük kısmına gelmeden durmuş bekliyordum. Körük kısmına arkamı yaslayacağım rahat bir ortam kesiyordum ki onu gördüm. Kısacık saçları ve uzun bacakları kendimi avrupada hisettiriyordu, iri gözleri ve orantılı bir vücudu vardı. Tam önümde oturuyordu, ben ise ayaktaydım. Tepesinde bekliyordum meğer ben körük kısmını keserken o önümdeymiş. O anda düşündüm ki evlenme teklif etsem bütün otobüs alkışlarla nidalarla bizi onaylasa ve oda kabul etse sevinçten gözleri dolsa hemen otobüsten inip evimize gitsek ömür boyu mutlu yaşıyıp dünyayı dolaşsak yaşlanana kadar. Ben bunları düşünürken birden kafasını yanındaki elemana çevirip konuşmaya başladı. Ne konuştuklarını bi duyabilseydim! İçimde öyle bir kin besledimki elemana karşı, kin anında kıskançlığa döndü. Keşke dedim keşke senin yerinde ben olasam a eleman. Sonra kinim suratıma yumruk gibi çarptı ne olduğunu anlamadım bile. Hayır, o suratıma inen kinim değildi suratıma inen pis bir teyzenin diziydi. İkinci dirsekten sonra tamamen kendime geldim. Etrafıma şöyle bir baktığımda çevremi sarmalayan bir dizi teyzenin olduğunu fark ettim. Kollarımı ve bacaklarımı tutuyor ve acımasızca vuruyorlardı bana. Yerde yatıp beni tekmelerlerken o çirkin iç donlarının manzarısı ile zihnimi de dövüyorlardı. Ayıltıp ayıltıp dövüyorlardı beni. Onlara karşı planlarımı öğrenmiş olmalıydılar. Daha önce de teyzeler tarafından dayak yemiştim fakat böylesi bi vahşeti daha önce hiç görmemiş ve tanık olmamıştım. Yumruklarını sallarlarken sarkmış kol altı derilerinin çıkardığı sesi hiç bir zaman unutamıyacağım. Sinirlerime hakim olmalıydım. Hemen nefesimi kontrol edip kollarımdan birini serbest bırakmaya çalıştım. Debelendim. Allahtan gittikçe yoruluyorlardı. Sağ kolumu kurtarabilmiştim sonunda, hemen elimi cebime attım. Ne olduğunu anlamıyacaklardı bile. Cebimden hiç bir zaman yanımdan ayırmadığım bi avuç naftalin çıkardım ve avucumda sakladım. Teyzelerin dayanamadığı birşeydi bu.Onunla besleniyorlardı, tam beslenmek de değil adeta bir vampirin kana duyduğu açlık gibiydi onlarınkisi. Bunu keşfettiğimden beri hiç yanımdan ayırmam. Uğraşlar sonucu serbest bıraktığım kolumu ve içi naftalin dolu avcumu öyle bir savurdum ki elimdeki naftalinler adeta bomba sonrası uçuşan şarapnel parçaları gibi benden uzağa uçuşuyorlardı. Naftalinlerin kokusunu alan teyzeler anında beni bırakarak naftalinlerin savrulduğu yere doğru birbirlerini iterek koşmaya başladılar. Kurtulmuştum. Şimdilik. Onları çakal sürüsü gibi naftalinleri yerlerken bir süre izledikten sonra üstümü başımı toparlayıp beni getirdikleri bu araziden çıkış yolunu aradım.

0 notes

Kırmızı dürbünümsü şey (Bölüm 1/2)

"Hür irade, özgürlük, mutluluk. Hayatım boyunca bu kavramlar için savaştım durdum. Herkesin yalnız olduğunu düşünüp dururdum. Sanırım hala öyle düşünüyorum fakat özgürlüğün sonu hep yalnızlıkla son eriyor. Eskiden insanların fikirlerime saygı duymayıp, onları etkilemelerinden nefret ederdim. Şimdi ise sanırım buna ihtiyaç duyuyorum. Ki sevdiğim insanların bunu yapması beni rahatsız ediyormuş, ne salakmışım ? Upuzun beraberlikleri daha yeni anlıyorum. Fakat nedense o uzun ilşki sahiplerinin ilşkileri sanal geliyor bana. Sanırım fedakarlık ve sonsuz güven beni korkutuyor." dedim. Birasından bir yudum aldı ve " amaan abi siktr et" dedi. Size çok sıradan, bayağı bi cevap gibi gelebilir fakat ona herzaman güveneceğimi biliyordum ve neyi ima ettiğinin farkındaydım. Sohbeti kitlemesi hoşuma gitmemişti. Bu sırada barda oturan kah gülen kah dertleşen gruplara bakıyordum boş gözlerle. Dikkatimi tam arkadaşıma verecektim ki kapının dışında, sokakta oturup dilenen iğrenç bir teyze gözüme takıldı. Dikkatle baktım ona çaktırmadan, Hayır o herhangi bir teyze değildi onu daha önce de görmüştüm bundan emindim. Dostumun omuzuna üç parmağımın tersiyle dokunup, kafamla dışarıda dilenen aptal teyzeyi işaret ettim. Çaktırmadan baktı ve hemen o da anladı onunla daha önce de karşılaştığımızı. "Gel" dedi, "moralini düzeltelim biraz senin.". Bu sefer fazla ileri gitmişlerdi. Kafa dinlemeye bile fırsat vermiyorlardı. Zaten canım sıkkındı ve bunu fazlasıyla ödetecektim o teyzeye. Derhal dostumla tuvalete gittik. Çatamdan hacdan getirttiğim kırmızı, normalde mekke ve garip hayvan resimlerini slayt olarak gösteren o dürbünümsü şeyi çıkarttım. Avcumun içine alıp cebime soktum. Akadaşımda cebindeki naftalinleri çıkarıp ikimize paylaştırdı, bütün hepsi ondaydı. Barın kapısının önünde teyzeye çaktırmadan elimdeki kirmizi dürbünümsü şeyi çıkarıp içindeki hac resimlerini attım ve teyzeye doğru bakmaya başladım. Ancak böyle gerçek yüzleri görülebiliyordu. Nasıl bir teyzeyle karşı karşıyayız bilmeden saldırmak aptalca bi hareket olurdu ve hayatlarımızla ödeyebilirdik bu hatayı. Onu biraz inceledikten sonra birden irkildim. Kahretsindi, bu yolunu kaybetmiş kokoş teyzelerdendi. Muhtemelen gençliğinde yeşilçam filmlerinde figüranlık yapan eğlencesine düşkün bir genç olmalıydı. Onunla nasıl başa çıkacağımı biliyordum. Uzaktan bir süre onu gözlemledik. Saçları kimbilir ne zaman sarıya boyatmış belli diğil, çingene karıları gibi sarımsı ve kahverengi, dipleride beyaza giden geçişlerle doluydu, üstü başı yırtık pırtıktı. İki büklüm yere oturmuş kısa bi vücudu vardı. Zaten hep kısa olurlardı. Kalın bacaklarından ne kadar hızlı ve çevik olduğu belli oluyordu. O bacaklar ve kollar ne kadar yağlı gözüksede onların hepsi insanları kandırmak içindi. Ellerini göremiyordum. Elleri, özellikle tırnakları çok önemliydi. Tırnakları ne kadar iri ve çirkinse o kadar kuvvetli olduğunu gösterirdi. Tırnaklarındaki uzun, dikine giden çizgilerde yaşlarını belli ediyordu. Barın önündeki dilenci teyzenin tırnaklarını görmemiz gerekiyordu. Arkadaşım birden cebinden 50 kuruş çıkartıp "izlemeye devam et hemen geliyorum" dedi. Bir planı vardı ve ben bunu anlamıştım. Cebine koyduğu paranın elini nasıl kokutacağını düşürken teyzenin ellerini göstermesini umuyordu. Teyzeye para verip ellerini ortaya çıkarmaya çalışacaktı. Basit ama hızlı bir plandı. Ben kırmızı dürbünümsü şey ile teyzenin ellerine odaklanmıştım. Arkadaşımda arkasından dolanmış işaretimi bekliyordu. Kafamla işaret ettim ve teyzeye doğru ilerledi, bir rockstar gibi hareket ediyordu. Yanından geçerken bozuk parayı üzerine fırlattı. Sakindi fakat heyecanlıydı. Öyle de olması gerekiyordu. Biliyorum saygısı hiç yoktu, nefret besliyordu teyzelere karşı ama parayı neredeyse kafasına atacaktı, bunu beklemiyordum. İşe yaradı. Elini cebinden çıkarıp üzerindeki parayı aldı. Dikkatle izliyordum ellerini. Evrendeki tüm iğrenç şeyleri tutmuş olmalıydı o ellerle. Parmaklarına baktığımda tırnakları beni dehşete düşürdü. Aman allahımdı. O dinozorumsu tırnaklar kıpkırmızıydı. Öküz kanı gibi koyu, yoğun bir kırmızı. Düşündüğümden de tehlikeli bir teyze olmalıydı bu. Muhtemelen kimliğini bir nebze de olsun belli etmemek için boyamıştı o insanın ruhunu çeken çirkinlikteki tırnaklarını. Ama üzeri ojeyle kapalı tırnaklarının üzerinde belli olan çizgilerden anladığım kadarı ile 85-90 yaşlarında olmalıydı. Son bir kez bütün vücuduna göz gezdirdim. Ele geçirdiği bedendeki o çıtır, eğlenceli kızı görebiliyordum içinde biryerlerde. Erotik yeşilçam filmlerinde üstsüz ne de güzel dans edip eğleniyor olmalıydı. Taki bu gerizekalı teyzeye dönüşene kadar. Ben bunları düşünüp, dalmış gitmişken kendime geldiğimde teyzeyle bir an göz göze geldik. Bir an içimi inanılmaz bir soğukluk ve korku kapladı. Tüylerim diken diken olmuştu, sanki kainattaki bütün kötü şeyler içimden geçip gitmişti bir an. Birden arkamı döndüm bara girmek için fakat bir şeye çarptım. Korkunun etkisiyle kalbim duracak gibi oldu. İşini başarıyla bitiren dostum arkama geçmiş beni bekliyormuş. Dibimdeki arkadaşımı görmemişim, ona çarpmışım. Hemen olan bitenleri ona anlattım. Teyzeye gözükmeden tekrar bara girdik. Karanlık sokaklardan daha iyiydi ve kalabalık içinde bize saldıramazdı. Kokoş değilde yobaz cinste teyze olsaydı bardaki alkollerle onu çok rahat öldürebilirdik. Alkol yobaz cinsi teyzelere karşı adeta kutsal su görevi görüyordu. Kapının dışındaki dilenen kokoş teyzeyi görebileceğimiz bir masya oturduk. İçkilerimizi yudumlarken plan yapmaya çalışıyorduk. Bardan çıkamazdık. Tenha biryerde bizi sıkıştırıp saldırabilirdi. Bizde onu savunmasız yakalayıp saldıramazdık, dışarısı çok kalabalıktı. Ah siviller. Aniden barın kapısının önünden geçen yumurtalı sandiviç satan seyyar satıcıyı gördüm. Tezgahındaki yeşillikler. Nasılda düşünememiştim. Kokoş olsun, yobaz olsun bütün teyzeler yeşillikleri çok sever. Hepiniz hayatınızda birkere de olsa otoban kenarında otlanan teyze görmüşsünüzdür. İnsan o zaman düşünüyor dünyanın ne kadar SAÇMA olduğunu. Barmen arkadaşımızdan derhal maydanoz, dereotu, kuzukulağı fark etmez ne çeşit yeşillik bulabilirse vermesini istedik. "Burası bar dostum ne arar öyle şeyler ?" diye çıkıştı sonra " bir saniye mojitoda kullandığımız taze naneler işe yara mı ?" diye sordu. Çantamızı taze nanelerle dolduruğumuz gibi sonunu kestiremediğimiz planı uygulamaya koyulduk.

0 notes

Kırmızı dürbünümsü şey (Bölüm 2/2)

Taze nanelerle dışarı çıktık. Dışarısı çok soğuktu fakat kuru bir hava vardı. Biz üşümüyorduk çünkü ikimizde heyecanlıydık. Cebimizden sarkan nanelerin kokusunu almış olmalıydı. İkimize de tehditkar bir bakış savurdu. Hiç bozuntuya vermeden sokağın köşesine kadar gittik. Arkadaşım uzaklaşıp, gözden kaybolduğunda elim cep telefonunda, gözüm teyzede beklemeye başladım. 10-15 dakika sonra arkadaşım cep telefonuma mesaj gönderdi. “Herşey tamam, başlayabiliriz.”. Hemen cebimdeki naneleri çıkardım ve sokağın köşesinden uzatıp teyzeye doğru sallamaya başladım. Biraz gergindim. Naneleri sallar sallamaz taze impala kokusu almış panter gibi havayı kolamaya başladı. Benimle göz göze gelmesi çok uzun sürmedi. Gözlerimin içinden ruhuma bakıyordu sanki. Adeta silahlarını patlatmak üzere olan iki kovboy gibiydik, birimizin ufak bi hareketi diğerimizi tetiklemeye yetecekti. Tedirgindim, yarım adım geriledim. Hareket ettiğimi anlar anlamaz bir kurbağa gibi o kaslı bacaklarından güç alıp dibime kadar sıçradı. İnanamadım. Aman tanrımdı. Şu lanet hayatımda o kadar saçma şey görmüştüm ki bu kadarı da değildi ama. Dibimde teyzeyle kalakaldım. Aptal aptal suratıma bakıyordu, bir nanelere bir suratıma. Acaba hangisini önce yesem ? diye düşünüyor olmalıydı. Bu boşluğundan fırsat bulup cebimdeki naftalinlerimi çıkarıp suratına fırlattım. Öyle bir çığlık attı ki, sanki o an zaman durmuştu. Dünyadaki bütün kötü şeylerin o sese boyun eğdiğini hissedebiliyordum. Bu korkunun yada acının çığlığı değildi. Bu nefretin ve kazanacağı zaferin çığlıydı.

Derhal kendimi toparladım ve teyzeyi ittirip arkama bakmadan sokakta koşmaya başladım.Hızlı bir hareketle yüzünü temizledikten sonra peşimden koşmaya başladı. O kadar hızlıydı ki bir an paçamdan yakalıyacağını düşündüm fakat köşeleri dönmekte benim kadar çevik değildi. Niyahetinde bir teyzeydi öyle değil mi ? Koştum. Dakikalarca koştum. Pis, ıslak ve soğuk arka sokaklar korkunç olduğu yetmiyormuş gibi arkamda rütbeli bir teyze beni kovalıyordu. Ah! nefret ediyordum onlardan. Koşmaktan ter içinde kalmıştım, gözlerim kararmış. Yanlış sokağa girişim. Bir süre daha koştuktan sonra aniden durdum, arkamı döndüm ve beklemeye başladım. Başka çarem yoktu çünkü çıkmaz sokağa girmişim. Teyzenin bana yapabilmesi muhtemel şeyleri düşünüyordum. Olasılıklar çok fazlaydı. Birden karanlık sokağın ucundan bir karartı belirdi. Bu oydu. Tek çıkışı olan sokağın başından kesinleşmiş olan zaferinin tadını çıkarırmışcasına yavaş yavaş bana doğru ilerliyordu.Üzerimde kalan son naftalinleride hazırlamıştım avucumun içinde.

Dindar bir adam değildim. Ama inanın dostlar bildiğim bütün duaları okudum. Yardımı olabilecek yada olmasını umduğum herşeye ihtiyacım vardı. Beni böyle çaresiz görmek onu çok mutlu ediyor olmalıydı. Bir kaç dakika daha izledi, izlerken yaklaşıyordu hala. Sanki korkumu içine çekip besleniyor gibiydi. Aramızda bir otobüs kadar mesafe kalmıştı. Tam o anda yukarıdan adeta melek iniyormuşcasına sokak birden aydınlandı.

O an dedim ki filmlerdeki öldüğünde ışığa gitme olayı gerçekmiş. Işık tepemden sokağı aydınlatırken teyzenin gözlerini kamaştırmıştı. Beni ise rahatlatmıştı. Evet rahattım. Bu sonu kabullenmenin ve gerçekten kaçamamanın rahatlığıydı. Tam bu sırada Uruk-hai’lerin kaptanı gibi bi ses sokakta yankılandı. “Noluyo kız ordaaa ?” Hayatımda hiç bir teyze ile aynı şeyleri düşüneceğim aklıma gelmezdi ama eminim ikimizde aynı hissetmiştik. Neler oluyor? du. Şaşırmıştık ve kafalarımızı yukarı kaldırdık. Teyzeyle göz göze gelen o yaratık hemen küfürü patlattı. Bu şaşkınlığın tepkisi olan küfürlerden değildi. Rakibini korkutma ve göz dağı verme küfürüydü. Işığın kaynağına bakıyordum. Pencereden sarkmış, teyzeye doğru küfür eden birşey! Bağırmasıyla havda parandeler atıp aramıza inmesi bir oldu. Dona kalmıştım. Vücudumun her hücresiyle yaşıyordum olanları. Yukarıdan sıçrayan şeyin iki ayağının üstüne inmesiyle kuyruğa benzettiğim uzvunun yere çarpması GÜÜÜM etti. İrkildim. Teyzenin şaşkınlığından yaralanıp elimdeki naftalinleri bilinçsizce suratına doğru fırlattım. Amacımı anlayan gizemli 3 bacaklı yaratık aniden kendi ekseni etrafında dönüp bütün gücünü orta bacağına vererek teyzeye öyle bir vurdu ki uzvu ile. Resmen teyzeyi ikiye ayırdı. Daha ne olduğunu anlıyamadan suratındaki naftalinlerin şaşkınlığını geçiremeden ikiye bölündü ve duvara floşşşş diye ortasından kanlar ve iç organları fışkırdı. Olanlara inanamıyordum. Daha iki dakika önce ölmem gerekiyordu. En azından buna hazırdım. Kendimi toparlamalıydım. Daha teyzeyi ikiye bölen 3 bacaklı yaratığın ne olduğunu bile anlayamamıştım. Arkası bana dönük 2 parçaya ayrılan teyzeye bakıp hızlı hızlı nefes alıp veriyordu. Pencereden düşen ışık üstüne vuruyordu, Steven Tyler edalarında bana doru döndü. Aman allahımdı! Nasılda tahmin edememiştim. Bu bir travestiydi. Teyzelerden çok daha güçlü ve tehlikeli olmalarına rağmen daha önce erkek şimdi ise kadın olduklarından insanoğluna bir zararları dokumuyordu. Yada teyzelerden daha fazla nefret ediyorlardı. Travesti onaylayan bir tane teyze gösterin bana.

Olayın daha şokunu atlatmaya çalışırken dikkatim koşarak gelen ayak sesleriyle dağıldı. Köşenin başından gelen arkadaşımı gördüm. İkiye bölünen teyzenin parçalarına iğrenerek baktı ve üzerinden atlayıp bana doğru geldi. Hala olayları anlayamamıştım. Travesti bana döndü ve “İşte para için yapmayacağım bişeydi” dedi. Üçüncü bacağından kan damlıyordu yere. Ona ne cevap vereceğimi bilemedim. Yanıma gelen arkadaşım travestiyi başıyla selamladı ve bana dönüp “ iyimisin dostum” dedi. “Evet kardeşim” dedim ve rahat derin bir nefes aldım.

Travestinin evine geçmiştik. Birer sigara yakmıştık ve biralarımızı içiyorduk. Bütün olanları bana anlattıklarında taşlar yerine oturmuş ve şaşkınlığım geçmişti. Buluşma noktamıza geç kaldığım için şüphelenen arkadaşım hızlıca düşündükten sonra eski hayatında bir teyze avcısı olan tanıdğı travestiyi aramak gelmişti. Bana uzun zaman önce bahsetmişti bunun varlığından fakat inanmamıştım doğrusu. Acil durumlar ve ihtiyaçları için saklıyormuş numarasını. Bilirsiniz doğru kişiyi bulmak zor. Hiç arama fırsatı olmamış ama daha önce, ki o üçüncü bacağının işlevini öğrenince de bir daha aramayı düşünmez sanırım. Şansımıza yakınlardaymış ve teyze ile olan ufak kovalamacamızın sesini duymuş. Gerisini biliyorsunuz işte.

Teyzelere karşı bir kere daha dikkatli ve hazırlıklı olmam gerektiğini anladım. Yanımda oturan bacaklarının arası kanlı bir travesti, onunla konuşan eski dostum ve bulunduğumuz ortama baktım. Tekrar ve tekrar geçirdim içimden “ HAYAT NE KADAR SAÇMA !”.

0 notes

bulanık

Gözlerimi kapaıyorum, seni hayal ediyorum. Gözümün önüne geliyorsun fakat bulanık yüzün, yüzünün netleşmesi bile heyecanlandırıyor beni.heyecandan görüntü gidiyor, bidahada gelmiyor.

0 notes

izmarit

İliklerime kadar üşümüştüm. Hava gittikçe soğuyordu. Gece karanlığı üzerimize çökmüştü. Arkadaşlarımla herzamanki yerimize tünemiş kalmıştık. Hep beraber gezerdik, beraber yemek yerdik. Yaptığımız fazla bişey yoktu zaten.
O günde diğerlerinden farklı geçmemişti. Evi terkettiğim gün ve ailemin bunu hoş karşıladığı gün anlamıştım hayatımın hep yalnız geçeceğini. Bu konuda çaresizdim. Ama özgürdüm ve farkındaydım benim durumumun ne kadar imrendirici olduğundan. 
Oturduğum yere biraz daha sığındım ve sıktım kendimi soğuktan korunmak için. Uyumayı bekleyen arkadaşlarımın arasında, karanlıkta yarının yine aynı geçeceği aklıma gelmişti. Plan yapmanın ne kadar yersiz olduğunu düşündüm. Sincap kadar beynimle bu düşüncelerin ne kadar saçma olduğuna bir kez daha karar verip uyumaya çalıştım. 
Tam o sırada karşımdaki apartmandan bana paralel olan bir odanın penceresi açıldı. İzledim. Biri uzattı kafasını dışarı ve sigarasını yaktı. Ağır hareket ediyordu. Üzgün görünüyordu. O da benim gibi yalnızdı sanki bunu hissetmiştim. Oda hissetmiş olacakki aniden bana baktı. Göz göze geldik. O an anladım aynı kaderi paylaşıyor olmalıydık. Onda beni çeken birşeyler vardı. Yoksa o kadar arkadaşım varken direkt bana bakıp efkarla sigarasını içmezdi. Yada o efkarı ben hissetmezdim. Biraz kulak kabarttım. Hüzünlü bir şarkı geliyordu odasından. Keşke o da benim gibi olsaydı da atlayıp gelseydi yanıma. O zaman beraber dertleşip yalnızlığın mutlak son olmadığını kanıtlardık.
Bunun olasılılığının düşük olması bir yana düşünmesi bile beni mutlu etmişti. Güzel bir fantazi idi. Derin derin çekip uzun uzun üflüyordu sigarasından. Son fırtı çekerken sigarasından sanki her güzel şey sonunda kötü biteceğini fakat sürecin güzel olduğunu izmarite fısıldar gibi bakıyordu. Son dumanı o mutlu anları düşünürken içinde uzun uzun tuttu izmariti fırlatırken. Kötü sonunda uzaklaşıp gitmesini ister gibi atabildiği kadar uzağa fırlattı ve o içine tuttuğu mutlu dumanı üfledi ciğerleri tamamen boşalıncaya kadar. 
Biraz temiz ve soğuk havayı soluduktan sonra bana baktı ve pencereyi kapatıp perdesini örttü. Bana bakarken bu sefer gözlerinde imrendiğini görebiliyordum bana. Işığıda kapatınca kaçan uykumu yakalamak için tünediğim daldan yavaşça zıplayarak havalandım. Bir kaç kere kanat çırpıp penceresinin önünden dönerek uçtum. Gök yüzündeyken gecenin soğuğunda sönmekte olan izmariti gördüm ve içtiği sigaradan aldığı zevkin yerdeki izmarite değmiş olmasını umdum.

0 notes

SONRA

Müzik enstrümanı gibiyim. Daha çok gitar gibi. Daha genel. Stüdyonun bir köşesinde duruyorum. Yalnız hissediyorum kendimi bomboş odada. Sıkılıyorum. Duygusallaşıyorum. 
Sonra biri geliyor, alıyor eline çalmaya başlıyor beni. Hüzünlü duygusal birşeyler çalıyor. Çok hoşlanıyorum. Bende üzülüyorum dolayısı ile, ağlıyorum. Göz yaşlarım notalara dönüşüyor. Ağlamam bitince müzisyeninde solosu bitmiş oluyor böylece. Sonra fark ediyorum ki yine yalnızım hiç birşey değişmemiş. Bu aklıma girdiğinde o atmosferden çıkıyorum. Ben olaydan kopunca müzisyende sıkılıyor, bırakıyor beni. Bir kenara koyuyor. Biliyorum o başka yerlerde başka gitarlar çalacak, hiç yalnız kalmıyacak.
Sonra başka biri geliyor. O da alıyor eline beni ve çalmaya başlıyor. Bu sefer çok eğlenceli, neşe dolu şeyler çalıyor. O coştukça bende coşuyorum. Ortaya çevremizdeki herkesi yerinden zıplatacak bir melodi çıkıyor. Daha da gaza geliyor ve tellerimden birini koparıyor, daha fazla dayanamıyorum. Ya yeni tel takıp sesimi değiştirmeye çalışıyor, yada başka gitarları çalmaya gidiyor. Hertürlü yine yalnızım yada kendim olamıyorum.
Sonra bunu kabullenmeye başlıyorum. Enstrümanlarına aşık olan müzisyenleri düşünüp, kıskanarak stüdyonun köşesinde hayatıma kaldığım yerden devam ediyorum.

0 notes

kıy(a)met

Yörüngeme giren gök taşlarına aşık olan bir gezegenim. Onlara teker teker aşık oluyorum. Ama her defasında, bana ne kadar fazla yaklaşırlarsa atmosferimde yanarak bitiyorlar külleri üzerime yağıyor. Bazılarının ufak parçaları kalıyor üzerimde.
Bu kez farklıydı. Daha önce hiç böyle bir göktaşı ile karşılaşmamıştım. Sanırım bu çok uzak bi galaksiden kopan bir yıldız parçasıydı. Çok güçlüydü ve kendine has bir saflığı vardı. Tüm hışmıyla üzerime geliyordu. Yaklaştıkça sıcaklığını daha fazla hissediyordum ve bu beni heyecanlandırıyordu. Bana çarpıp beni yok edebilrdi. Buda onu daha da çekici kılıyordu sanırım.
Yörüngeme girdiği an evrenin en mutlu noktacığı bendim. Fakat gittikçe daha fazla yaklaşıyordu. Hissettiğim o güzel şeylerin yerini korku almaya başladı. Korku ve hazzı aynı anda yaşıyordum. Bana çarpmasıyla herşey bitecekti.
Aniden bişeyler hissettim, içimde benden faklı düşünen bişeyler vardı. Bunlar atmosferimin içinde yaşıyan canlılar olmalıydı. Bütün dikkatimi ve duygularımı üzerime çarpmakta olan yıldıza vermiş onları görmemiştim. Bir silah üretiyorlardı ve sanırım yıldızı yok etmek istiyorlardı. Üzerlerine en büyük felaketlerimi gönderdim. Depremler, seller, hastalıklar. Fakat bu onları durdurmaya yetmedi. Hiç bir zaman yetmemişti zaten. 
Silahı ateşlediler. Yıldız o muhteşem güzelliği ve saflığıyla gözlerimin önünde yok oldu. Onu kaybetmiştim. Büyük bir parçası üzerime doğru geldi ve çarptı. O kadar hızlı çarptı ki neredeyse kocaman bi bina kadar delik açtı üzerimde. Bütün sinirimi içimdeki o silahın tetiğini çekenlere kustum. Onlara o kadar yüklendim ki. Neredeyse kendimi yok ediyordum. Kendimi yok etmekten son anda kurtulduğumda ise onları yeterince üzerimden silemediğimi fark ettim.
Ve hep merak ettim. Ben mi onlara yaşama izni veriyorum yoksa onlar mı beni yaşatıyordu. Garip…

0 notes

Kişiyim

Kişileriz şekillerden oluşan
Şekilleriz başkalarının kalıplarında
Kalıplarız başkalarının şekillerinde

Sığışmaya çalışıyoruz
Birbirimize zarar veriyoruz
Zorlamak istemeden

Arıyoruz şekilleri
Şeklimize göre kalıplar
Kalıplarımıza göre şekiller

Bakmışız bir sürü şekillere bürünmüşüz
Ne kalıp beğeniyoruz ne de şekil…